Yılın başında aldığınız kararlar ne alemde? Var mıydı öyle kararlarınız? Yılın üçte ikisini bitirmişken, kalan kısmını görebilmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Sonuçta yıl bitmedi, hala yapabileceklerimiz var.
Ben hep baharları severim. İlginçtir, benim en azından son yıllarda -ama bayaaaa bir son yıllarda- ilkbaharlarım hüzünlü geçmiştir. Hatta bunalımda ahahahhaha. Neden bilmem... gerçekten bilmem. Elbette geçerli sebeplerim, sıkışmalarım ve imdaaattt çağrılarım olur. Sonra da boş bakışlarım, kollarımı sıvayışlarım ve hüngür hüngür -tek başımayken, lütfen- ağlayışlarım. Evet, sanırım ben en çok da en sevdiğimi iddia ettiğim mevsimde ağlamışımdır: Baharların ilkinde.
Sonbaharsa benim için açık camdan giren taze sabah havası gibidir. Yenilenmek fiilini kullanmak istemiyorum. Ben, her ne kadar bir ''cadı'' olsam da, parmaklarımızı şıklatarak bir şeyi yıkıp yeni bir şeyi inşa edebileceğimize inanmıyorum. Bu, emek gerektirir. Dünyadaki her şeyin temeli olan emeği gerektirir belki de.
Bu yıl benim için böyle bir yıldı. Sanırım insan ne istediğine dikkat etmeli. Ben... değişim istedim. Yine tabi ki sadece ben yıkıldım ahahahhahaha. Keşke biraz da...
Her neyse, yıl bitmedi. Büyüsü kaçmasın, şşşşşşş.
Böyle olunca, ben kendi üstüme düşenleri yapmakta zorlanıyorum. Diyorum ki, yine aynısı olacak... Diyorum ki, yine boşa kürek çekeceksem ne gerek var... Diyorum ki, her şeyin de canı ceh-
Bazen de sadece yapıyorum; bir şey demeden. Belki de en güzeli, aslında en temizi budur.
Çocukluğumda da yılın bu zamanlarını seviyor olmalıyım. Yaşadığım şehirde -İzmir- fuar açılırdı. Yılda iki kez fuara giderdim. Biri teyzemlerle, diğeri babamla. Anne babamla bir arada da gider miydim acaba? Çok hatırlamıyorum onu. Öyleyse bile bu, kardeşim doğduktan sonra mı olmuştu...
Bak, kardeşim benden çok farklıydı. Ama önce şunu anlatmalıyım... Ben babamla fuara gittiğimde fuarın lunapark kısmında vakit geçirirdik. O zaman biletler falan pahalı değildi tabi (gerçi artık ortada lunapark bile kalmadı da neyse), bu nedenle babam bir sürü bilet alırdı. Tümmmmmm tüm tüm oyuncaklara binerdim. Evet, hemen hemen her çocuk oyuncağıyla (kafa yarmalı tehlikeliler hariç tabi ki, çocuk oyuncaklarına) binmişimdir. Bindiğim en tehlikeli oyuncak, çocukken, kızın eteğiydi. Hatırlıyorum da babamla birlikte binmiştik. İçim çekilmişti, evet onda bile ahahhaha.
Acaba babamla çarpışan arabalara binmiş miydik? Ben onları hiç kullanamazdım. Bir keresinde kuzenimle birlikte binmiştik. Ayrı ayrı arabalara. O tabi benden fenaydı ahahhahahah, ben kullanamıyordum doğru düzgün.
Her neyse. Ben en çok, çok küçükken, o heeeerrr oyuncağa binme anımın şipşaklandığı (fotoğrafının çekildiği) zamanları gülerek hatırlıyorum. Fotoğrafım çekildiyse annem de gelmiş olmalı. Bilmiyorum, babam anda kalırdı. Fotoğraf çeker miydi ki? Acaba benim fotoğraflarımı kim çekmişti?..
Teyzelerimle (ve annemle) akşamları giderdik. Onlar daha çok tanıtım, eğlence, yetişkin işleri kısmında zaman geçirirlerdi. O zaman onların çocukları olan kuzenlerim yoktu, kardeşim bile vardıysa da küçücüktür. Çok sıkılırdım, şşşşş. Neyse ki bazen karanlık bastırınca oyuncaklara da binermişim (evet fotoğraflarım var).
O yıllarda çok güzel bir çocuktum. İtiraf ediyorum, o yıllarımı en çok bu nedenle seviyorum. Güzel bir çocuk olmak anlamında güzel bir çocuk olmayı kastetmiyorum bu arada. Yani, evet, güzel bir çocuk da olabilirim ama ağzı burnu oyuncak gibi olan bir çocuk da değildim. Kastettiğim güzellik o değil. Hatta kara kuru bile bulabilirsiniz beni ahahhahah. Ama işte, bana göre ben çocukken çok güzeldim.
Yeniden ona dönüşebileceğimi hissediyorum. O küçük kızın olabileceği kıza. Aslında bu artık üstünde durduğum bir konu değil. Son birkaç yılda çok üstünde durdum. Sonra bir anda bir parmak şıklatmasıyla, ahahahahahha, o kadar kolay değiilll... Yine de o kızı severdim, o küçük kızı ve onun olabileceği o genç kızı, genç kadını, yetişkini, belki yaşlı kadını. Onu, çok severdim.
Dün aklıma bir anım geldi. Yıldızları izlerken. O küçük kızın büyümüş halini ergenliğimde falan yaşasaydım muhtemelen o anıyı da çok severdim, bunu düşündüm ve üzüldüm.
Hala çok üzüldüğümde yanımda birinin olmasına ihtiyaç duyuyorum. Bu nedenle bunu sana itiraf ediyorum.
Lunaparkta tümmmmm oyuncaklara binerdim. Kardeşim atlı karıncadan bile korkardı ahhahahahahah, ay tamam, çünkü annemler onu bırakıp gidecek falan sanıyordu sanırım. Onun biletleri hep yanardı, binmiycemmm der dudak bükerdi. Tam bir prensesti. Ben kovboydum, şşşşş. Hayır, benim dudak büküşüm oyuncağın içindeyken falan olurdu herhalde ahahahhah, işte ben böyle bir çocuktum.
Aslında artık nasıl bir yetişkine dönüştüğümü (ki sorumluluklarını almadan bunu başarmam da olanaksız da neyse :) düşünmüyorum. Çünkü artık bir eşiği geçtim gibi hissediyorum. Geçen yıl bile eşiğin öte tarafındaymışım. Ruhumda gördüğüm biri vardı. Ben ona dönüşüyorum.
Umarım da ona dönüşürüm. Tabi benim hayal kurma becerim biraz kıttır bilirsiniz. Bu nedenle ben o kadının yaşantılarını düzgünce hayal edemiyorum. Bence ona tam olarak dönüştüğümde bile hayal gücüm hep kıt kalacak. Bu kötü bir şey mi, sanmam. Belki o da, öyle bir insandır. Onu öyle kabul edelim olur mu? :)
Dün... bundan üç dört yıl öncesindeki fotoğraflarıma baktım. Bak bu sefer gerçekten karşıma çıktı ahhahahhaha. Sana bakışlarımın değiştiğini söylüyordum sevgili okur, gerçekten de değişti. Üç yıl önceki bir fotoğrafımla bu yılki bir fotoğrafımı yan yana koyup karşılaştırdım. Hatta yapay zekaya bile sordum, neee, sorabilirim. İki farklı kız gibiydi.
Yüz hatlarım nihayet oturmuş. Belki birkaç yıl daha oturma işlemi sürer. Önceden daha bebeksiymiş yüzüm. Bunu hiç sevmezdim! :) Bakışlarım... sana bakışları parlak insanları öve öve bitiremezdim değil mi? :) Ama, kendi parlak bakışlarımı hiç sevmezdim çünkü içimde öyle hissetmezdim. Bir de bu bakışlar beni ''tatlı'' yapardı. Bu nedenle onlardan nefret ederdim! Her fotoğrafımda gülümserdim. Hepsinde. İnsanlar böyle hafif sırıtsa bile ben gülümserdim. Tamam bazen de gülümsemezdim ama genelde gülümsüyordum, eski alışkanlık. Artık gülümsemiyorum. Çünkü bence gülümsemem bozuldu ve artık insanların neden o kadar da gülümsemediklerini anlıyorum (gülmediğinde daha cool çıkıyorsun ahahahahahha :).
Aslında başlangıçta ''tatlı'' değildim, sanırım. ''Tatlı'' olursam, bu yanımı yansıtırsam, sevilirim sandım. Evet gerçek buydu. Yapmacık bir tatlılık değil, bundan iğrenirim. Yine de... tatlı bir kız olsam nasıl olur diye düşündüm. Soğuk bir kız olmasam, tatlı olsam... Kendime yaklaşsam... Kendime yaklaşmak bu muydu acaba, bir denedim. Sevmedim. Keşke en başından beri ''soğuk'' bir kız olsaydım dedim ahahahhaha.
Şimdi tatlı bir kız değil gibiyim. Bunu seviyorum. Ben tatlı bir kız olmayı hiç istememiştim çünkü. Ben sadece... daha farklı olmak istemiştim. Farklı, bilmiyorum. O da bendim yine söylüyorum ama... O zaman neden o baktığım fotoğrafımdaki kız bana çok uzaktı, başka biri gibi? Belki de zaman geçtiğinden dolayıdır.
Benim hep aradığım biri vardı. Onu bulmak için çok çalıştım. Kendi ruhumda, benliğimde, vizyonumda ve hatta bedenimde o kadar çok çalıştım ki... Onu bulmak beni neden bu kadar çok üzdü... Oysa hep, onu bulmayı istemiştim. O benim hayalimdi. O benim tek hayalimdi. Onu yıldızlarda bulmadım. Onu, yıldızların bana bakışında buldum. Karanlıkta, sessizlikte ve malesef yalnızlıkta buldum.
Acaba o küçük kız kim olurdu, bazen bunu merak ederim. Artık onun olabileceği kişiyi özlemesem de, merak ederim. Sanırım insan, elindekinin değerini bilmeli.
Elimdeki çok değerli. Hatta bunu dün gece şokla fark ettim. Ben bu kızıımmmm! dedim. Ben bu kızım... Olduğum kızım. Şaşırdım.
Dilerim yılın kalan kısmı güzel olaylar ve durumlarla geçer.
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)