Saçlarımı kestirdim. Aklıma her seferinde ansızın gelen ve her gelişinde ertelediğim bir şeydi. Ya saçlarıma kıyamadım, ya da yeni bir versiyonuma hazır olmadığımı düşündüm. Biraz daha bekleyim böylece onlardan vazgeçmek daha kolay olur diyerek bekledim. Sonra ani bir kararla saçlarımı yine kısa kestirdim. Belki de teyzemi beklemeli ve uçlarından azıcık aldırmalıydım. Aslında bu da bir seçenekti. Saçlarımı malesef kendim kesemiyorum ya da kendimin kesemeyeceğime inanıyorum (kesemem de :). Kuaför fiyatları da almış başını gitmiş. Mahalle arası bilmem kim abla bile. Bu yüzden ve yenilenmek için saçlarımı baya bir kestirdim.
Sonra aynaya baktığımda bu benim diye düşündüm. Ben gerçekten kısa saç insanı olmalıyım. Ya da sadece şu an yeni saçlarımın heyecanına kapıldım. Saçlarımı uzun da çok kullandım ancak her ne hikmetse neredeyse tüm fotoğraflarımda saçım kısadır. Bu nedenle ilerleyen yıllarda geçmişimdeki kendimi hep kısa saçlı hatırlamak durumunda kalacağım sanırım. Aslında fotoğrafa da gerek yok, nedense kendimi düşündüğümde aklıma kısa saçlı halim geliyor.
Kış sezonunda ay döngülerini pek takip etmem. Aslında yaz sezonunda da. Ancak ay gözüme çarparsa hangi halinde olduğu ilgimi çeker. Bir de tabii sosyal medyada orada burada astroloji hesapları bilmem ne tutulması, bilmem ne renk ne meyvesi ay görünümü vs diye bir düzine hepsi birbirine benzeyen özellik sıralarlarsa ayın hangi halinde olduğumuza dikkat kesilirim. Geçen gün de Ay'ı gördüm. Gündüz göğünün maviliğindeydi ve baya da büyüktü. Çok ilginç bir şey söyleyeceğim (belki de değildir) Ay'ı gündüz, hele de böylesine belirgin gördüğümde daha çok heyecanlanıyorum. Hatta bana gece parlayan bir dolunaydan daha korkutucu geliyor gündüz karşılaştığım herhangi bir boyuttaki Ay.
İçimden bir şey çekilip alınmış gibi. Bu bir his mi diye düşünüyorum. Hatta ''hissediyorum'' yazacaktım az kalsın. Ancak değil. Bu sanki, gerçekten olan somut bir şey. İçimden bir şey alınmış da, aylar ve belki de yıllar öncesinde olması gereken bir şey için varlığımda yer açılmış gibi. Bunun ne olduğunu tarif edemem. Kendimi daha hafif de hissetmiyorum. Hiçliğin yokluğunu da hissetmiyorum. Hiçlik. Her şeyi yutan, her şeyi güçsüzleştiren o katran gibi kara, yapışkan ve akışkan şey. Bunun üzerine kısacık düşündüm. İşte, içimden alınan şey veya içimden giden şey bu olabilir. Uzun süre boyunca yoğun veya hafif olarak taşıdığım hiçlik. O artık yok.
Bir evi ev yapan şeylerden biri bence çamaşır makinesinin sesi. Odaları dolaşan o ses, evdeki tüm insanların günlerinin ve gecelerinin izlerini silmekle meşgul. Ayrıca en büyük buluşlardan biri. Her şeyi elde yıkamak zorunda kalmak can sıkıcı olurdu. Aynı şekilde kanepe de öyle. Evi ev yapan ve hiçliksavar şeylerden biri. Üstünde ''kalk yerine yat'' denilecek bir ferdi taşıyan büyük kahraman. Rende de öyle bak mesela. Tüm o sebzeleri kıyan ve bir şeyi başka bir şeye dönüştüren, sağlıklı, ferah ve keyifli bir yemeğin en önemli mimarlarından. Bir evi ev yapan bir şey bulamazsak ne olur; ev, araba mı olur yani? Hayır, ev, herhangi bir ev olur. Hiçliğin içinde cirit attığı herhangi bir mekan. Oysa ona sıfatlar verirsen (örneğin; sarı kanepeli ev, kırmızı rendesi olan mutfaklı ev veya çamaşır makinesi sesinin duyulduğu ev gibi) o ev, seninle ve seninle olanlarla dolu olan bir ev olur.
Hayatta en dayanamadığım şeylerden biri varolan şeylerin papağan gibi tekrar edilmesidir. Özellikle de bin tane kitap okuyup bir tane kendi fikrini beyan etmeyenlere gıcık kaparım. Hayatta her şey zaten var. Önemli olan en entelektüel algılanmak, en en havalı görünmek, en en en alkışlı şeyi yapmak falan olmamalı işte. Oysa zaman, bundan yana. Zaman bundan yanayken, insanlar ve mekanlar da bundan yana. Bir kediler değil, kuşlar da, köpekler de ve balıklar da ve kaplumbağalar da ve çiçekler de ve bulutlar da ve yıldızlar da ve Ay da ve... (Düşündüm de saksılar da bir evi ev yapan şeylerden biri.)
Hayatta her şey zaten söylendi. Söylenmemiş tek şey, onu nasıl söyleyebileceğin. Bir kitabı okurken sadece buna bakıyorum bile diyebilirim. Tabi ki ne söylendiği de önemli ama eminim o söylenen şey daha evvel binlerce kez bildiğimiz veya bilmediğimiz kişilerce ve yerlerde dile getirilmiş bir şeydir. Onu eşsiz kılan, nasıl söylendiğidir. Nasıl? Bu soru gerçekten heyecan verici. Çünkü sonsuz. Bu nedenle eşsiz.
Dolunay'ı bile bu yüzden sevmiyor muyuz veya Dolunay bu nedenle ilgimizi çekmiyor mu? Tek olduğu için. Gökyüzünde benzeri olmadığı için.
İlginç. Aslında ben hep yıldızları daha çok sevmişimdir. Birbirinden bambaşka görünen ama aramıza giren milyonlarca yıl nedeniyle birbirinin aynı görmek durumunda kaldığımız güzel yıldızları eşsiz bir Ay'dan hep daha çok sevmişimdir. Bana her yıldız farklı bir şekilde parlıyor gibi gelir. Bana her yıldızın ışığı ayrıca bir heyecan verir. Belki de bu da nasıl sorusuyla ilgili bir şeydir.
Saçlar anıları tutarmış derler. Ne kadar doğru bilmiyorum. Ancak insanın aynada gördüğü yüz değişince, bir şeyler de değişmiş gibi hissediyor. Bir şeyleri umut veya temenni etmek gibi değil. Bu daha çok, bir şeyi yapabilmeye inanmak gibi. Yeni bir görüntüyle, nasıl kısmını değiştirme cesaretini bulmak gibi.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
![]() |
| (Vahşi Kitap, Juan Villoro) |



.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
