Yazmak, kendimi öldürmemi kolaylaştırıyor. İçimdeki o saf parça ölüyor. O parça o kadar çok acı çekiyor ki, son darbeyi ben indirmek istiyorum. Artık kurtulsun ve açıkçası... beni de rahat bıraksın istiyorum. O, birini sevmeyi çok istemişti ve değer görmeyi de. Bunun elbet ''bir gün'' olacağını bilsem ve çocuksu bir budalalıkla artık ''asla olmayacak işte!'' diye isyan etmeyi bıraksam da... canım acıyor, biliyor musun, canım çok acıyor. Bir kere acımıyor, iki kere acımıyor. Canım o kadar uzun zamandır ağrıyarak acıyor ki... Bu acıya bile alıştım. Yine de artık onunla yaşamak istemiyorum. Bu çocuksu kendini kandırma ilacımla. Çünkü ben aptal da değilim.
Bu hayatta bir yerim olsun istiyorum. Kendimi bir yere ait hissetmek, kendi alanımı kurmak... Ben hep o alan bana açılsın diye bekledim. Ben bunu hak ediyorum, kibriyle bekledim belki de. Aslında buna kibir diyemeyiz. Ben hiçbir zaman kendimi kimseyle kıyaslamadım. Şimdi bile yaptığım bu olmasa da... Kimlere kimlere neler verildi be okur. Ah be. Ben kendimi yırttım yine de... Ahahahahha, dün ve önceki gece ve önceki ve önceki ve... Son günlerde, hatta yıllarda hep böyle saçma sapan sinirleniyorum. Bana haksızlık yapıldı diyorum. Gökyüzüne bakıyorum, yıldızlara... Neden bana böyle yaptınız diyorum. Sonra da kendimi kandıramıyorum. Hadi bana kimse ''bir şey'' vermedi, bari biraz kendime kör olsaydım be sevgili okur. O da yok. O da yok...
Boşversene, hepsi zırva. Son günlerde bununla yüzleşiyorum. Hepsinin zırva olduğuyla. Bu bir gerçek veya gerçeklik bile değil, artık beni etkilemeyecek kadar uzakta. Ben farklı bir yerdeyim artık, canımı yakan da bu. Söylesene, ben kimseyi kalbimle sevemeyecek miyim? Ondan hep şüphe mi etmem lazım? Bana bunun cevabını verecek bir yetkili merci var mı? Söylesene, kimse beni kalbiyle sevmeyecek mi? Ahahahahh, komik. Bunu merak etmiyorum. Gelecekte bir günde elbette sevecek imiş, bir kimse. O zamana kadar ben güçlenmeli miymişim? Kim söylemiş bunu, ne zaman, hangi zamanlarda...
Bu eski bir istekti. Ben ona üzülüyorum. Bu hayatta kimse sevmeyi benim kadar çok istememiştir, evet abartıyorum. Ben bir azize değilim, bir... melek? Ama insanlar hep... İnsanlar neyi umarlar ki? Neden kimse beni saf bir kalple sevemedi ya? Çok mu korkutucuydum acaba, bö! Saygıyla sevilmek, hileyle sevilmek, beklentiyle sevilmek... hiçbiri sevilmek değil, şşşşşş.
Bu neden yalnız bir hayat? Bu çok yalnız bir hayattı. Yapayalnız bir hayat, kurak... Tek yağmur gözyaşlarımdı. Ah ne şiirsel. Bu kadar sıkıcıyım diye mi böyleydi sence? Evet o yüzden ben bile anladım akıllım. Yine de çok acımasızca. Çok daha sıkıcı bir sürü insan biliyorum. Ben mi göze batmışım yani? :) Belki de hiç umursanmadım bile. Kimse bana bir yalana inan demedi ki? Kim dedi bana bir gün bitecek diye. İşte ben diyorum, bir gün güçleneceğim diye. O gün başladı bile, bir süredir başladı. Yine de yeterince güçlü değilim; olsaydım bu satırları yazmazdım. Yine de bir gün çok güçlü olacağım. Çok güçlü bir cadı kraliçe!
Cadı kraliçe... bu tanımı seviyorum. Bir kitap karakteri olsaydım o olurdum: Cadı kraliçe. Umarım benim hayatım en azından bununla ilgilidir. Hani bilirsin, cadı kraliçe olmamla ilgili bir hikayedir. Yoksa hepsi boşa mı gidecek? Tüm salaklıklarım... Bunu istemem. Bu bana kendimi daha da ''salak'' hissettirir. Ben akıllı olmalıyım. Çünkü bana başka bir şey verilmedi.
Böyle dememem gerektiği söylenir. Ben de böyle düşünüyorum, bakma bana. Bazen öfkeleniyorum. Çünkü kalbimi yok etmek istemiyorum. Kalp gerçekten ağır bir yük. Benim kalbim bu dünyanın lisanını hiç anlamadı. Bundan mı yalnız hissettim acaba? Bu dili bilen birine rastlamadığımdan mı?
Bir ''cadı kraliçe'' olduğumda hatırlamayacağım bile. Bu dünyanın baharını gezerken... kalp kimin umurunda. Bir sürü güzel şeyi bulurken, cadı güçlerimi gönlümce kullanırken ve karşılığını alırken... belki hatta tatlı tatlı eğlenirken... kalbimin lisanını anlayan birini bulup bulmamam kimin umurunda? Kimsenin. Böylece bu lisanı ben konuşuyor olurum. Biri anlasa da, anlamasa da.
Yine de bunu tek yapmak istememiştim. Tüm kalp kırıklığım bundandır. Onu haddinden uzun süre bekledim biliyor musun? Onu gereksiz yere çok aradım? Sonundaysa... kalbim kırıldı. Onu bir gün bulmayacağım. Bulacaklarım dünya yoldaşlarımdır. Belki de bir kişi. Şanslıysam bir büyük kişi. Oysa o değil. Neden biliyor musun, şşş bu bir sır, çünkü artık kimseyi yıldızlar kadar çok sevemem.
Akıllıca bir karar! Belki de çok salak olduğum için kader yoluma taş koydu. Bu kadar pervasız olma küçük cadı... Ama ben yaşamak istiyorum yıldızlar! Yaşayacaksın tatlı cadı... Ama ne zaman!? Ses yok.
Artık tatlı bir cadı değilim. Bir zamanlar öyleydim. Ruhum, küçük tatlı bir cadının ruhuydu. Onu terbiye ettiler. Dünya kurallarına göre evcilleştirdiler. Gözyaşlarıyla yıkadılar. Ve o artık bambaşka bir şey. Hala bir cadı, belki de daha bile fazla... Bu yüzden miydi? Buna ''çok bencilce!'' veya ''çok adaletsizce!'' diye bile karşı çıkamam. Belki de ruhumun arzusu buydu.
Beni bari sen yanıltmasaydın ruhum... Beni bir tuzağa çektin! Beklentiler... dışarıda değildir. Dışarıda olan yaşamdır. Artık yaşamanın ne anlama geldiğini anlıyorum. Bu, sadece dünya lisanında olan bir kavram. Yaşamak...
Böyle olduğunu bilsem de... bunu içimden bizzat bulup acıyla öğrensem de... (hatta kafama vurula vurula, kalbime hançerler saplana saplana, etimden et kopuyor gibi ağlaya zırlaya öğrensem de...) Bazen acaba ben değersiz miydim diyorum. Bütün yaşadıklarım ''hayır değilsin sersem! zaten her şey yumruğunu masaya vurup ben değerliyim demedin diye oldu'' deseler de... Acaba diyorum, ben değersiz miydim...
Değerli olmak için bir şeye ihtiyacım olmadığını öğrendim. Bu yaşıma kadar hep ''şöyleli böyleli olursam'' değerliydim. Oysa yaşamak veya yaşamamak eylemlerim bana, bir şey yapmadan da değerli olduğumu, değerli olduğumu, öğretti. Evet acıyla. Acı illüzyonuyla belki de. Yooo aslında gerçekti. O tek başınalık nasıl yalan olabilir söylesene sevgili okur?
Belki bu devam eder. Ama artık küçük tatlı cadı değilim. Acaba giden o muydu içimden? Ben onun hatırasını anıyorum bazen. Tatlı sevimli yazılar. Bana ''hala sevebilirsin'' diyen yazılar. Hayır, şşşşş, sevilebilirsin. Tatlı bir cadı olursan sevilebilirsin. Olgun bir genç kadın olursan sevilebilirsin. Vitrinini iyi doldurup gerçekten sevmezsen sevilebilirsin.
O zaman sevmesin kimse beni. Tüm hayatım bir yalanı yaşamaktan kaçmak veya bir yalana koşmamak için durmakla geçti. Nefrettt! Yanlış bir yol biliyorum. Ama ya ne yapacaktım? Sevilmeyecek olmak fikri! Ah... canımı öyle çok yaktı ki. Beni bu hayatta bir gün daha ilerleten o tek lanet isteğim: Sevilmek. Gerçekten sevilmek... Bir cadı olsam bile. Ben zaten bir cadıyım! Ben sevilmek istedim, ben...
Benim hayat planımda bu vardı ama. Bak cidden vardı, ne diyor bu dengesiz demeyin. Hep böyle bir bilmem kimle kıyaslanma teması, seçilmeme teması, sonracığıma hep bir o yapar zaten teması, gözden çıkarılma teması, kendimi yırtsam görülmeme teması, hevesimin ve o müthiş yaratım ateşimin sönüm sönüm söndürülme teması, manipülasyon teması, gizil manipülasyonlar (iyi niyet maskesi bayılırım uzmanlık alanım artık şak çözüyorum bunu) teması... Yeter.
Bunu kalbim acırken yazmaya başlamıştım. İki paragraf sonra bıraktım başka bir şeyle uğraştım. Sonra dedim, yine ''aptal'' olma, akıllı ol kızımmmm. Ama yapamadım. Dedim, o tatlı cadının veya beklentili ahmağın veya kendimi görme çabalarımın izlerini bu bloğun derinliklerine saklayım ve bir daha ancak gerçek bir cadı kraliçe olunca... Nedir cadı kraliçe olmak? Nasıl cadı kraliçe olurum?
İçimde bir cadı kraliçe var var olmasına da... Ben oyum, ama... O değilim... değil oyum. Ama... Ama. (Korkak olma cadı!)
Bir deftere yaz bari dedim kendime. Akıllıca bir tavsiye sandım. Bir defter çıkardım, bir kalem. Yaz, dök içini dedim. Ne saçma. Kendime yazsam ne, yazmasam ne... Bir defter, o yazılanları sonsuza dek mühürlüyor. Bundan nefret ediyorum. Blogdaysa onlar uçar. Yazılar dönüşür. Başka bir şey olur. Burası daha havadar, ondan herhalde. Artık klostrofobik hissetmek istemiyorum. Ruhum boğuldu.
Sence ben doğuyor muyum? Ben nihayet doğuyor muyum? Aslında hiçbir karmaşa yok. Yaşam, özünde basittir. Yaşamak için belli adımları izlersin ve yeter. Oysa ben... yüreğimde hüzün taşıyorum. Ağır değil hayır. Hafif. Bu nedenle hüzünlü zaten. Bu hafif hüzün bile koca dünyada kendine bir yer bulamadı ya, bu üzüyor beni. Başka ne üzsün Allah aşkına? Ben çok şey istemedim, istedim mi? Hadi söyle. Böyle işte salak salak kızıyorum yıldızlara. Sonra da saçmalama diyorum. Bunu sen istedin.
(Bu nedenle sorumluluk al. Kendine sana yapılanları yapma, sorumluluk al.)
Evet bu yalnız bir yaşam. Ama en azından... sorumluluk aldığım bir yaşam olacak. Ne saçma.
Tamam... geçti! Bu yazıyı yazarken üzgündüm ve tek bir inanmadığım cümlem yok! Değer görmememin de suçlusu ben değilim ya canım! Genel bir değeri kastediyorum. Belki de değer vermeyi bildiğim için, değer görmediğimi net olarak görebiliyorum. OOooooo, öyle öyle...
Yine de, bu yazı bir ''aşk'' temasına adanmasa da, o benim son can kurtaran simidim olduğundan... Onun üzerinden düşünüyorum. Son günlerde en çok ''özgür olmayı'' istemiştim. Belki de ruhum özgürleşiyordur. Çok fazla yük taşıdım (genel). Gerçekten bir insan hiç mi samimi bir yerden değer görmez ya, yuh ya afedersin, vay be.
Ne diyordum, bu yazıyı sevdim. Hem birini ''yıldızlaaarrr kadar çok sevmek'' marifet mi? Çok hoş, yapılabilir bile bak ben samimiyim ona göre. Ama... ne gerek var? Biriyle gülmek, ağladığında ona sarılmak, onun yemek yerkenki veya bu tip gündelik hallerini bilmek... mimiklerini çözmek, beden hareketlerini kendi hareketlerin gibi bilmek... Sohbet etmek, birlikte yeni veya eski ama birlikte yaptığınız için yeni şeyler denemek... seni bilmesi, zamanla bilmesi, tanıyarak da ama tanımadan da zamanla her şeyini tanıyamadan bile içinden bilmesi... sezmesi... senin sevdiklerini, sevmediklerini, kızdıklarını, hayallerini bilmesi. Seni bilmesi, gördüğü seni. Sen göstermesen bile, seni görmesi... seni merak etmesi, özlemesi. Birlikte atışmanız, kaşlarını çatması, yüzünün değişmesi... Nerede susacağını konuşacağını kırmızı çizgilerini zamanla anlaman. Anlaman, anlamadığın noktaları bile anlaman. Gönül alman. Evet! Bu çok önemli. Yıldızlar kadar sevsen de sevmesen de gönül alman. Hem bence ''yıldızllaaarrr kadar çok sevenler'' zaten ''o kadaaarr'' sevdikleri için gönül almayı da bilmezler. Birbirini kırdığında bile, yanında olman. Yanında olması. Birbirinizin yanında olmanız. Dinlemeniz, mutlaka birbirini dinlemek. Dinlemek dinlemek. Sesini, kalbini, sessizliğini. Elini hiç bırakmaması, hiçbir zaman. Birbirinizi desteklemeniz, güvenmeniz. Dalga geçmeniz, komik ve komik olmayan ama birlikteyken kolay olan pek çok şeyle. Zamanla, kendi dilinizi bulmanız. Böyle şeyler. Daha şimdi aklıma gelmeyen pek çok detay... Bunlar, yıldızlar kadar çok sevmekten daha az mı değersiz? Hayır. Ama zaten bu, yıldızlar kadar çok sevmek. :(
Kendi tek başıma bırakıldığım anlarıma, anlaşılmadığım, hislerimin (aşkı geçtik, bu olay çok daha insanı yoran bir anlaşılmama) anlaşılmaması... çaba harcanmaması... Ben birini seçmem bile ya, bir insan benim hayatımdaysa o tektir. Ama ben... milletin yüz beşinci seçeneği bile olmamışımdır herhalde (ailem dahil vay be). Böyle işte. Üzgün bile değilim.
Sadece, yazınca kendime güldüm. Komik diye değil, bunları nasıl aştım vay be diye.
(Yine de yıldızları aşamadım.)
Tatlı cadı... Küçük tatlı cadı. Belki de senden asla kurtulamayacağım... Neden bu kadar inatçısın? Yoksa sen... cadı kraliçe misin?
![]() |
| Uğultulu Tepeler, Emily Brontë. |

.jpg)
.jpg)




.jpg)
.jpg)


